En sevdiğim ve bana göre en iyi yerli ve yabancı filmler listesi...
Alfabedik liste.. Tamamı Türkçe isimlerle hazırlandı.. Empire Dergisinin hazırladığı en iyi 500 filmden birebir kopya yapılmadı.. Tek tek kendim araştırdım ve tamamı izlediğim film..
Devam edeceğim...( Konuk Yazar -Kadıköylü- )
120.
7 KARDEŞE 7 GELİN
AFFEDİLMEYEN
ALKATRAZ KUŞÇUSU
AŞK HİKAYESİ
AŞK VE PARA
AŞKA DAVET
AŞKIN GÜCÜ
AŞKIN PEŞİNDE
AŞKTA HERŞEY MÜMKÜN
konuk yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konuk yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ocak 30, 2010
Eylül 02, 2009
Kündekari sanatı
Kündekari güneydoğuda kadınlarımızın kullandıkları Telkari sanatı ile içiçe bir sanat.. Ben bu ahşapların hepsinin el oyması olduğunu sanıyordum.. Oysa bütün parçalar tek tek hazırlanıyor, sonra aralarında minik kirişlerle içiçe geçerek monte ediliyormuş.. İnanılmaz bir sabır, göznuru ve el emeği.. Ama matematik ve geometri konusunda da çok iyi olmak gerekiyor.. Yoksa fotoğraflardaki gibi bir sanat eserini meydana getirmek için oluşturulan binlerce minicik ağaç parçalarını hazırlamak, bir araya getirmekve yıllara meydan okumasını sağlamak.. Olacak iş değil..
Kısaca Kündekari Sanati ile ilgili açıklayıcı metin :
Akıl almaz bir sabrın ve geometri dehasının eşliğinde sanatçı, ahşabı ‘kündekâri’yle yorumlar ve bir sanat eseri yaratır. Serbest ve rahatlıkla hareket eden binlerce küçük ahşap parçası asırlara meydan okur. İşte bu yüzdendir ki, yapımında en ufak bir hataya dahi tahammülü yoktur kündekârinin.. .Kenarları negatif ve pozitif değerlerde oyulmuş, çokgen ve yıldız biçiminde ayrı ayrı kesilmiş, rumî ve palmet kabartmalarıyla bezenmiş parçalar ile ahşap kirişlerin birbirine geçmesi biçiminde uygulanan ve büyük bir ustalık isteyen kündekârinin, bezeme kompozisyonu geometrik bir şemaya dayanır. Gökyüzündeki yıldızları ve sonsuzluğu ifade eden yıldız, sekizgen, ongen, baklava gibi birçok geometrik desenle birlikte uygulanır. Aralarına farklı tür ve renklerde küçük ahşap plakalar konarak bazı örneklerde oyma işçiliği, sedef, bağa, fildişi kakma işçiliği de kompozisyona dahil edilir. Hazırlanan parçalar birbirine ayrıca bağlayıcı bir malzemeyle tutturulmadığından, kündekârinin uygulandığı ahşap yüzeylerde zamanla ayrılmalar olmaz. Kündekâri tekniğiyle yapılmış bazı örneklerde dayanıklılığı artırmak için geçmelerin arkasında, yine ahşaptan yapılmış bir iskelet kullanılır. Değişen mevsim şartlarında ısıdan ve nemden etkilenmeyecek nitelikte bir ağaçla çalışılır ve birleşme yerlerindeki kanallarda bırakılan hava payları sayesinde, ahşap işçiliğinde zamanla ortaya çıkan çatlak ve şişmeler önlenir. Bu nokta göz önünde bulundurulduğ unda kullanılan malzemeler iç mekânlar için ceviz, şimşir, armut, kiraz, sapelli (maun); bezemelerde abanoz, tik, yılan ağacı, venge, peleseng, sapelli, altın varak, bağa (deniz kaplumbağası kabuğu), gümüş, fildişi, sedef, yakut ve zümrüt gibi değerli materyallerdir. Dış mekânlarda ise, meşe, sapelli, ireko, tik, dişbudak gibi sert hava şartlarına dayanıklı ağaçlar kullanılır.Konya Alaaddin Camii'nin, Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nin, Niğde Sungurbey Camii’nin, Ürgüp’teki Taşkın Paşa Camii’nin, Birgi Ulu Camii’nin, Manisa Ulu Camii’nin, Bursa Ulu Camii’nin, Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nin minberlerinde; Bursa Yeşil Cami ve Türbesi’nin kapısında Anadolu’nun eşsiz kündekâri örnekleri bulunur.Zıvanalar deliklere ve tablalar kiriş sitemi ile birbirine oturur, binlerce parçayı sadece iki dış seren ayakta tutar, bu yetmezmiş gibi, üzerine Ebced hesabıyla tarih ve isim bile düşürülür. İşte böyle derin manalar eşliğinde derin bir el maharetidir kündekâri, sabırla nakşedilir.

Kısaca Kündekari Sanati ile ilgili açıklayıcı metin :
Akıl almaz bir sabrın ve geometri dehasının eşliğinde sanatçı, ahşabı ‘kündekâri’yle yorumlar ve bir sanat eseri yaratır. Serbest ve rahatlıkla hareket eden binlerce küçük ahşap parçası asırlara meydan okur. İşte bu yüzdendir ki, yapımında en ufak bir hataya dahi tahammülü yoktur kündekârinin.. .Kenarları negatif ve pozitif değerlerde oyulmuş, çokgen ve yıldız biçiminde ayrı ayrı kesilmiş, rumî ve palmet kabartmalarıyla bezenmiş parçalar ile ahşap kirişlerin birbirine geçmesi biçiminde uygulanan ve büyük bir ustalık isteyen kündekârinin, bezeme kompozisyonu geometrik bir şemaya dayanır. Gökyüzündeki yıldızları ve sonsuzluğu ifade eden yıldız, sekizgen, ongen, baklava gibi birçok geometrik desenle birlikte uygulanır. Aralarına farklı tür ve renklerde küçük ahşap plakalar konarak bazı örneklerde oyma işçiliği, sedef, bağa, fildişi kakma işçiliği de kompozisyona dahil edilir. Hazırlanan parçalar birbirine ayrıca bağlayıcı bir malzemeyle tutturulmadığından, kündekârinin uygulandığı ahşap yüzeylerde zamanla ayrılmalar olmaz. Kündekâri tekniğiyle yapılmış bazı örneklerde dayanıklılığı artırmak için geçmelerin arkasında, yine ahşaptan yapılmış bir iskelet kullanılır. Değişen mevsim şartlarında ısıdan ve nemden etkilenmeyecek nitelikte bir ağaçla çalışılır ve birleşme yerlerindeki kanallarda bırakılan hava payları sayesinde, ahşap işçiliğinde zamanla ortaya çıkan çatlak ve şişmeler önlenir. Bu nokta göz önünde bulundurulduğ unda kullanılan malzemeler iç mekânlar için ceviz, şimşir, armut, kiraz, sapelli (maun); bezemelerde abanoz, tik, yılan ağacı, venge, peleseng, sapelli, altın varak, bağa (deniz kaplumbağası kabuğu), gümüş, fildişi, sedef, yakut ve zümrüt gibi değerli materyallerdir. Dış mekânlarda ise, meşe, sapelli, ireko, tik, dişbudak gibi sert hava şartlarına dayanıklı ağaçlar kullanılır.Konya Alaaddin Camii'nin, Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nin, Niğde Sungurbey Camii’nin, Ürgüp’teki Taşkın Paşa Camii’nin, Birgi Ulu Camii’nin, Manisa Ulu Camii’nin, Bursa Ulu Camii’nin, Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nin minberlerinde; Bursa Yeşil Cami ve Türbesi’nin kapısında Anadolu’nun eşsiz kündekâri örnekleri bulunur.Zıvanalar deliklere ve tablalar kiriş sitemi ile birbirine oturur, binlerce parçayı sadece iki dış seren ayakta tutar, bu yetmezmiş gibi, üzerine Ebced hesabıyla tarih ve isim bile düşürülür. İşte böyle derin manalar eşliğinde derin bir el maharetidir kündekâri, sabırla nakşedilir.

Ağustos 24, 2009
Ağustos 12, 2009
elBulli




Michelin; dünya üzerinde bulunan restoranları kalite, menü,hizmet, mutfak kültürü ve servis başta olmak üzere birçok noktada inceleyen ve buna göre bir değerlendirme uygulayan, yıldızlı derecelendirme sistemidir.Gastronomi dünyasında Michelin yıldızına sahip olmak, edebiyatta Nobel, sinemada Oscar’a sahip olabilmekle eşdeğerdir. Lastik üreticisi Michelin tarafından Fransız sürücülere rehberlik yapmak niyetiyle hazırlanan bu Michelin yıldızı rehberi, 1926 yılından itibaren aşçı ve tesislerini yıldızlandırmaya başlamıştır. Rehberde yer alan derecelendirme sistemine göre, 1 Michelin yıldızı, “kategorisinde çok iyi bir restoran”; 2 Michelin yıldızı, “tekrar ziyaret etmeye değer mükemmel bir mutfak”; 3 Michelin yıldızı ise “özel bir seyahate değecek kadar olağanüstü bir mutfak” anlamına gelmektedir.Michelin yıldızına sahip restoranların sayısı 1593 civarındadır. Bunlardan 50'si üç yıldıza sahiptir. En fazla Michelin yıldızlı restoran Fransa'da dır. Toplam 620 Michelin yıldızına sahip Fransa'yı 255 yıldızla İtalya takip etmektedir. Türkiye' de bu yıldızın birine bile sahip olan restaurant, lokanta, cafe vs..vs.. hiç bir yer YOK.. Bu yıldızı kaybetmekse, bir şefin uğrayacağı en büyük yıkım.. İntihar edenler varmış...
Şimdi bu michelin yıldızının 3 üne birden sahip olan, yılda 2 milyon kişinin rezervasyon talebini ancak, 5-6 bin kişi olarak gerçekleştiren İspanya' daki Katalan bölgesindeki elBulli Restaurantını anlatayım.. Japonya'dan bile rezervasyon talebi olan bu restaurantı bir Alman açmış.. buldok cinsi köpeğinin adından esinlendiği restaurantın logosu da bir buldok kafası. Restaurantta Ferran Adria isimli şef varmış... bu şef, 16 haziran-20 aralık tarihleri arasında hizmet veren restaurantı, 21 aralık 15 haziran döneminde kapalı tutuyor, bu 6 aylık zamanda, o yıl neler pişireceğini belirleyen mönüsünü hazırlıyormuş.. breh breh...
Ben internette sizler için gezdim dolaştım.. yaptığı yemeklerin fotoğraflarını çektim...:)) bezelye ile brokoliyi yanyana getirmiş, üstüne bi sos dökmüş... onu yiyen gazdan ne yapar bilemem.. haaa bu arada , yaptığı yemeklerin içinde neler olduğunu bilirseniz, ödüllendiriliyorsunuz..
Bizim hünkar beğendiyi, domatesli pilavı, patlıcan kebabı beğenmeyip, gidip oralarda yemek yiyenlerin, neler yediklerini görün diye sizin için seçtiklerim....
Ağustos 10, 2009
Mutluluk için 5 formül... :)
Kadın-erkek mutluluğu.... İlk bölümünü biliyordum ama ikinci bölümü bilmiyordum. ..
Erkeklere 5 öneri
1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan kadın bulman önemlidir.
2- Esprili, nuktedan ve seni güldürmesini bilen bir kadın bulman önemlidir.
3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir kadın bulman önemlidir.
4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir kadın bulman önemlidir.
5- Bu dört kadının birbirlerini tanımamaları çok çok önemlidir..
Kadınlara 5 öneri
1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan erkek bulman önemlidir.
2- Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen bir erkek bulman önemlidir.
3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir erkek bulman önemlidir.
4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir erkek bulman önemlidir.
5- Bu dört özelliği tek erkekte bulamayacağın için varmış gibi davranman çok önemlidir.
Erkeklere 5 öneri
1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan kadın bulman önemlidir.
2- Esprili, nuktedan ve seni güldürmesini bilen bir kadın bulman önemlidir.
3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir kadın bulman önemlidir.
4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir kadın bulman önemlidir.
5- Bu dört kadının birbirlerini tanımamaları çok çok önemlidir..
Kadınlara 5 öneri
1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan erkek bulman önemlidir.
2- Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen bir erkek bulman önemlidir.
3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir erkek bulman önemlidir.
4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir erkek bulman önemlidir.
5- Bu dört özelliği tek erkekte bulamayacağın için varmış gibi davranman çok önemlidir.
Ağustos 07, 2009
Temmuz 24, 2009
Jamo Ağa'dan Mektup Var
Dün neden ve nasıl oldu bilmiyorum, ama televizyonda bir dakika kadar osuruk bir kanal açık kalmış, ben de on dakika kadar ağzım açık onu seyrettim. Zittirik bi memlekette "kadınlar uluslararası tramplenden atlama yarışması" düzenleniyor...
Öğle sıcağında bi havuz, kenarında tentesiz-mentesiz üç sıra falan tribün, pişen insanlar oturmuş seyrediyorlar. Bilmemkaç metre yüksekliğinde bi tramplen, devanası iriliğinde ve de kaslûû bir kadın, yetmezmiş gibi başında da boneyle geliyor, bornozunu çıkartıp ismet paşa mayosuyla tramplene tırmanıyor, gerinip gerinip jumbalaaaa diye havuza atlıyor. Düşerken de havada üç buçuk takla atıyor. Arkasından da İspanyolca puanlamalar oparlörden bangır bangır duyuluyor : otto desoto bilmemnatto... Böyle yarışma mı olur ? Bunun olimpiyatı mı yapılır ?
Ulan bu dört saat öğle güneşi altında seyredilecek nane midir be ? Hani hiltonun havuzunda bir kız böyle atlar, "wayanasına" dersin. On puan verirsin. Doğzö puğağğnnğğö... Ama Latin Amerikanın yarısı koşup koşup plöf diye havuza atlarsa... bay gelir adama.
Tabii bir de rugby mi ne vardır... Bi adam bi topu yukarı atar. O sırada ordan geçmekte olan başka bir adam, derhal en yakın tren istasyonuna doğru koşmaya başlar... Şehrin öbür ucundaysa üçüncü bir adam, elinde halı tokacı şeklinde bi sopayla ufuklara bakarak beklemektedir. Şimdi : top yere düşmeden adam trene yetişebilirse, beş puan atan tarafa. Adam koşmaya başladıktan sonra top üçüncü pezevengin sopasına çarparsa dört puan tutan tarafa.. Ama top trenin üstünden geçerken kasap karısını arayıp "karıcım bu akşam biraz geç gelicem, arkadaşlarla içmeye gidiyoruz" cümlesini tamamlayabilirse sekiz puan evsahibi takıma... Hakem sol bacağını kaldırıp, mendilini rüzgâr yönüne sallarken top kasabın camını kırarsa, o zaman sopalı adam koşarak stadın etrafında dört tur atmalıdır. Altı puan. Kurallar böyle abi...
Ama daima ve daima, assslaaa değişmeyen dünyanın en sıkıcıötesi sporu tenis'dir !!!... Bildiğimiz tenis !.. Allah onu kahhrrrr-etsin !
Aynı güneş altında, salak-sulak tribünler. Ya da bi klüpteysen falan jortlak plastik iskemleler. Pişiyon böööle... Suratında "ölçülü pişmiş kelle" ifadesi olmalı. Asilce sırıtacaksın, büfedeki gawat bi kokakolaya 75 Lira istediğinde "hassiktir ulan... adam mı zikiyonuz burda bea ?" demeyeceksin, zariiiifçe connolly leather cüzdanını çıkartıp 50 avro vereceksin, " sanırım yeterli olüğr" diyeceksin. Koltuğunun altında wal stir'et jurnal gazetesi olacak. Hasır şapka demode olmakla birlikte, nostaljik bir gönderim olduğu için burada giyilebilir. ööww..
İki veya dört aptal, 23-nisan piçozu gibi beyaz ( saflık = salaklık ) kıyafetleri ile ellerinde sinek bile avlamaya yaramayan, hiçbir pratik faydası olmayan "Webirlingston" falan gibi jbzdrık markalı raketlerle hawa atıyorlar. Filenin yanında bi direğin tepesine tünemiş beyaz şepkeli bi haquemmm de sağ ve sol ellerini kaldırarak asil bi şekilde puan dağıtıyo...
Ses efektleri şöyle : pok - pok - pok - OoOOğĞğğ ! pik - pok - pok - ĞğaAaağğğ !!... N'oolmuş, sol taraftaki salak topa yetişememiş, sağ salak puan kazanmış... Seyircilerde bir heyecen, bir heyecan - deme gitsin !... Nası' da kaptırmışlar kendilerini bu "asiiiiyyll" oyunun havasına... Kelleler bi sağa-bi sola... zikir yapar gibi... Artık âdetten olmuş, top yere düştüğünde "oğğğ" demeyene görgüsüzzz diye bakıyorlar... Dolayısıyla millet, yanında uyuklayan tipi dürtükleyip "ğooğğğ" dedirtiyor, icabı halinde.
Kaç puan kazanmış bu denizanası beyinli ? : 15 !... Durup dururken 15... Niye 1 değil, niye 5 değil, madem öyle niye 417,58 değil ? Bi daa kazanırsa 30, ama bir tane daha sayı alırsa 40 !!!? E, ulan pezeveng, madem 15'er 15'er gidiyoz, nereden çıktı şimdi bu 40 ? İyi madem... O zaman şimdi, yine sayı yaparsa 50 mi olacak ? hhah haahh.. Haayyıııırr lordum.. Çok caahilsinizzz... Bundan sonra "aviric-düsss- aviric-düsss..." diye gidecek. Bizim Ali Rıza Efendinin ilkokul servisi at arabası da deeh-çüşş-deeh-çüşş metoduyla giderdi. Brrsss deyince de dururdu. Burada brrsss da yok. İki aviric bi bırssss ediyor... 35-45-28-aviric-cüsss-76-aviric-38-düss--- falan diye giderken karıştırmazsan, tam bırsss olduğunda clâp-clâp-clâp şeklinde el çırpman, seni "tenis asilleri" listesine sokar. Ama üç veya bilemedin dört kere el çırpacaksın. Öyle " Ass-lanım benimm, şaparilovam.. helââll sana bu gortlar" diye heyecena kapılıp rapada rapada rapada el çırparsan, etraftaki baronlar ve moronlar sana soğuk soğuk bakarlar...
Bitmedi... En önemli yerine geldik : çığlık !! Ulan sekizinci etwart döneminde var mıydı bilmiyorum, ama görgüsüzlük dünyayı sardı saralı, koca götlü karıların çığlıkları, tenis dünyasını sardı be... Her geri zekâlı "kendi çığlığını" üretip, hatta tescil ettiriyor !! Mesela " iiİİİYYyyigGyYeEEAAaaââhhH... " = şaparilova çığlığı... " InnnnggYyyyıhhaaahhhh !" = neydi bizim tenis oynayan koca göt ?... hülya avşar çığlığı... Ulan, çığlık üstadları türedi birdenbire be ?? yok çığlıkları CD'ye kaydedenler, yok desibel analizi yapanlar, yok efendim ispanyol hükûmeti bi çığlığı çok seksi bulduğu için yasaklamış, o oyuncuya "başka bi çığlık bulması gerektiğini, aksi halde turnuvadan ihraç edileceğini" söylemiş... Gazetelerde ayşe arman türü bil-umum köpekler "duyma şerefine nail oldukları" çığlıklar hakkında yorumlar yapıp ahkâm keserler... Asâlete bak, asâalete... way anamm.. Seçquinn insanların eliiittt eğlencesy..
Haksız mıyım ulan Ağalar ?? Şu söylediklerimin birisine bile itiraz edebilir misiniz ? Neresi asil bu salaklığın ? Ve de bunun kadar ruhsuz bi oyun, anlamsız bir meşgale var mıdır dünyada ? Lan afganistanda "buzkaşi" bile oynasan daha anlamlıdır be...
Asâlet buysa, ben köylüyüm gardaşlar.
Jamo Ağa
Öğle sıcağında bi havuz, kenarında tentesiz-mentesiz üç sıra falan tribün, pişen insanlar oturmuş seyrediyorlar. Bilmemkaç metre yüksekliğinde bi tramplen, devanası iriliğinde ve de kaslûû bir kadın, yetmezmiş gibi başında da boneyle geliyor, bornozunu çıkartıp ismet paşa mayosuyla tramplene tırmanıyor, gerinip gerinip jumbalaaaa diye havuza atlıyor. Düşerken de havada üç buçuk takla atıyor. Arkasından da İspanyolca puanlamalar oparlörden bangır bangır duyuluyor : otto desoto bilmemnatto... Böyle yarışma mı olur ? Bunun olimpiyatı mı yapılır ?
Ulan bu dört saat öğle güneşi altında seyredilecek nane midir be ? Hani hiltonun havuzunda bir kız böyle atlar, "wayanasına" dersin. On puan verirsin. Doğzö puğağğnnğğö... Ama Latin Amerikanın yarısı koşup koşup plöf diye havuza atlarsa... bay gelir adama.
Tabii bir de rugby mi ne vardır... Bi adam bi topu yukarı atar. O sırada ordan geçmekte olan başka bir adam, derhal en yakın tren istasyonuna doğru koşmaya başlar... Şehrin öbür ucundaysa üçüncü bir adam, elinde halı tokacı şeklinde bi sopayla ufuklara bakarak beklemektedir. Şimdi : top yere düşmeden adam trene yetişebilirse, beş puan atan tarafa. Adam koşmaya başladıktan sonra top üçüncü pezevengin sopasına çarparsa dört puan tutan tarafa.. Ama top trenin üstünden geçerken kasap karısını arayıp "karıcım bu akşam biraz geç gelicem, arkadaşlarla içmeye gidiyoruz" cümlesini tamamlayabilirse sekiz puan evsahibi takıma... Hakem sol bacağını kaldırıp, mendilini rüzgâr yönüne sallarken top kasabın camını kırarsa, o zaman sopalı adam koşarak stadın etrafında dört tur atmalıdır. Altı puan. Kurallar böyle abi...
Ama daima ve daima, assslaaa değişmeyen dünyanın en sıkıcıötesi sporu tenis'dir !!!... Bildiğimiz tenis !.. Allah onu kahhrrrr-etsin !
Aynı güneş altında, salak-sulak tribünler. Ya da bi klüpteysen falan jortlak plastik iskemleler. Pişiyon böööle... Suratında "ölçülü pişmiş kelle" ifadesi olmalı. Asilce sırıtacaksın, büfedeki gawat bi kokakolaya 75 Lira istediğinde "hassiktir ulan... adam mı zikiyonuz burda bea ?" demeyeceksin, zariiiifçe connolly leather cüzdanını çıkartıp 50 avro vereceksin, " sanırım yeterli olüğr" diyeceksin. Koltuğunun altında wal stir'et jurnal gazetesi olacak. Hasır şapka demode olmakla birlikte, nostaljik bir gönderim olduğu için burada giyilebilir. ööww..
İki veya dört aptal, 23-nisan piçozu gibi beyaz ( saflık = salaklık ) kıyafetleri ile ellerinde sinek bile avlamaya yaramayan, hiçbir pratik faydası olmayan "Webirlingston" falan gibi jbzdrık markalı raketlerle hawa atıyorlar. Filenin yanında bi direğin tepesine tünemiş beyaz şepkeli bi haquemmm de sağ ve sol ellerini kaldırarak asil bi şekilde puan dağıtıyo...
Ses efektleri şöyle : pok - pok - pok - OoOOğĞğğ ! pik - pok - pok - ĞğaAaağğğ !!... N'oolmuş, sol taraftaki salak topa yetişememiş, sağ salak puan kazanmış... Seyircilerde bir heyecen, bir heyecan - deme gitsin !... Nası' da kaptırmışlar kendilerini bu "asiiiiyyll" oyunun havasına... Kelleler bi sağa-bi sola... zikir yapar gibi... Artık âdetten olmuş, top yere düştüğünde "oğğğ" demeyene görgüsüzzz diye bakıyorlar... Dolayısıyla millet, yanında uyuklayan tipi dürtükleyip "ğooğğğ" dedirtiyor, icabı halinde.
Kaç puan kazanmış bu denizanası beyinli ? : 15 !... Durup dururken 15... Niye 1 değil, niye 5 değil, madem öyle niye 417,58 değil ? Bi daa kazanırsa 30, ama bir tane daha sayı alırsa 40 !!!? E, ulan pezeveng, madem 15'er 15'er gidiyoz, nereden çıktı şimdi bu 40 ? İyi madem... O zaman şimdi, yine sayı yaparsa 50 mi olacak ? hhah haahh.. Haayyıııırr lordum.. Çok caahilsinizzz... Bundan sonra "aviric-düsss- aviric-düsss..." diye gidecek. Bizim Ali Rıza Efendinin ilkokul servisi at arabası da deeh-çüşş-deeh-çüşş metoduyla giderdi. Brrsss deyince de dururdu. Burada brrsss da yok. İki aviric bi bırssss ediyor... 35-45-28-aviric-cüsss-76-aviric-38-düss--- falan diye giderken karıştırmazsan, tam bırsss olduğunda clâp-clâp-clâp şeklinde el çırpman, seni "tenis asilleri" listesine sokar. Ama üç veya bilemedin dört kere el çırpacaksın. Öyle " Ass-lanım benimm, şaparilovam.. helââll sana bu gortlar" diye heyecena kapılıp rapada rapada rapada el çırparsan, etraftaki baronlar ve moronlar sana soğuk soğuk bakarlar...
Bitmedi... En önemli yerine geldik : çığlık !! Ulan sekizinci etwart döneminde var mıydı bilmiyorum, ama görgüsüzlük dünyayı sardı saralı, koca götlü karıların çığlıkları, tenis dünyasını sardı be... Her geri zekâlı "kendi çığlığını" üretip, hatta tescil ettiriyor !! Mesela " iiİİİYYyyigGyYeEEAAaaââhhH... " = şaparilova çığlığı... " InnnnggYyyyıhhaaahhhh !" = neydi bizim tenis oynayan koca göt ?... hülya avşar çığlığı... Ulan, çığlık üstadları türedi birdenbire be ?? yok çığlıkları CD'ye kaydedenler, yok desibel analizi yapanlar, yok efendim ispanyol hükûmeti bi çığlığı çok seksi bulduğu için yasaklamış, o oyuncuya "başka bi çığlık bulması gerektiğini, aksi halde turnuvadan ihraç edileceğini" söylemiş... Gazetelerde ayşe arman türü bil-umum köpekler "duyma şerefine nail oldukları" çığlıklar hakkında yorumlar yapıp ahkâm keserler... Asâlete bak, asâalete... way anamm.. Seçquinn insanların eliiittt eğlencesy..
Haksız mıyım ulan Ağalar ?? Şu söylediklerimin birisine bile itiraz edebilir misiniz ? Neresi asil bu salaklığın ? Ve de bunun kadar ruhsuz bi oyun, anlamsız bir meşgale var mıdır dünyada ? Lan afganistanda "buzkaşi" bile oynasan daha anlamlıdır be...
Asâlet buysa, ben köylüyüm gardaşlar.
Jamo Ağa
Temmuz 15, 2009
Temmuz 03, 2009
Temmuz 02, 2009
Haziran 25, 2009
Uçak Ev
NE KADAR DEĞİŞİK MERAKLAR VAR..MERAKLASINA UÇAK EV.. DIŞARIDAN GÖRÜNÜŞÜ, MANZARASI VE YATAK ODASI İLE....
Haziran 23, 2009
Haziran 21, 2009
Haziran 18, 2009
Dillerde Adım
アリ JAPONCA
АЛИ BULGARCA ve RUSÇA
阿里 Çince ali (kolumda dövme ama üst üste)
急性肺損傷 bu da Çince ALİ büyük harfle olunca böle oluyormuş
알리 Korece ali ..
ع ل ي ARAPÇA ALİ (TERSTEN TABİ)
עלי İBRANİCE ALİ
DİĞER BÜTÜN DİLLERDE ALİ, ALİ OLARAK GEÇİYOR…
АЛИ BULGARCA ve RUSÇA
阿里 Çince ali (kolumda dövme ama üst üste)
急性肺損傷 bu da Çince ALİ büyük harfle olunca böle oluyormuş
알리 Korece ali ..
ع ل ي ARAPÇA ALİ (TERSTEN TABİ)
עלי İBRANİCE ALİ
DİĞER BÜTÜN DİLLERDE ALİ, ALİ OLARAK GEÇİYOR…
Haziran 17, 2009
Haziran 05, 2009
Bereket Olsun
Mayıs 20, 2009
metrobüs

Bugün ilk kez Metrobüse bindim.. Söğütlüçeşmeden taaaaaaa Cevizlibağa gittim.. ilk kez İstanbul' da vapur dışında bir seyahat bana keyif verdi desem yeridir.. inanılmaz hoş.. isterseniz Edirnekapı'da isterseniz Zincirlikuyu' da isterseniz Mecidiyeköy'de aktarma yaparak Avcılar'a kadar gidebilirsiniz. Sessiz, köprüye kadar kendi yolunda ( bu arada, ne kadar çok alt geçit yapılmış..) gidiyor, sonra köprüye giriyor. Medyada otobüslerin hımbıl olduklarını garajda yattıklarını okumuştuk.. Şimdi doğruya doğru eğriye eğri.. ben beğendim. ayrıca otobüsler hımbıl filan da değil.. yokuş çıkarken biraz şişiyor, o kadar.. eh Hollanda gibi tepesiz, yokuşsuz dümdüz bir ülke için yapılmış.. olacak o kadar.. Benden de bu kadar.Sevgiler..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































