Berlin'e gelirken en büyük amaçlarımdan bir tanesi Kreuzberg'deki sanat ortamını yaşamak, müzelerini gezmek, resmim üzerine etkileri olabilecek sanatçıları izlemek, bol kahve ve pasta tüketmek ve tabii bir de mümkün olursa Berlin Filarmoninin o muhteşem salonunda bir konser izlemek. İnanılmaz bir şans ile Jan Garbarek'in konseri olduğunu öğrendiğimizde hemen bilet almaya koştuk ve son biletlerden ikisini aldık. Konser salonunu anlatmanın, kelimelerle ifade etmenin zorluğu ile biraz konserden bahsetmek istiyorum. Polonya asıllı, Norveçli cazcı, saksafon sanatçısı Jan Garberek İskandinav cazının babası sayılıyor. Ve şanına yakışan müthiş bir konser verdi. Ortaçağın karanlık filmlerinin arka fon müziklerini andıran muhteşem ve tüyleri ürperten bir girişten sonra, adeta Sibirya bozkırlarında atını çatlatırcasına süren Kazak süvarisinin saundunu, Berlin Senfoni Salonunda nefes bile almadan dinleyen seyircinin ta kalbine kadar sokmayı başaran müziğiyle devam etti. Hiç ara vermeden 1 saat 45 dakikalık performanstan sonra seyircinin dakikalarca süren alkışları ile tekrar sahneye çıktı ve ritm ile melodinin adeta yarıştırıldığı ve atıştığı insanı şaşırtan, bir konserde rastlanılması imkansız görülen bir sürpriz ile 15 dakika daha konser devam etti. Selamdan sonra sahneyi terketmesinin ardından Almanlardan beklenmeyecek! bir coşku ve burarayı henüz terk etmeyeceğiz alkışları ve inadı sonunda Garbarek mutlu ve gururlu bir çocuk gibi tekrar sahneye çıktığında salon yıkılıyordu. 20 dakika süren seyircini de beklemediği bir mini konser ile bu olağanüstü müzik ziyafeti sona erdi. Bizim söyleyişimizle Berlin Filarmoni Salonu tarihi gecelerinden birini yaşadı.
buna bayıldım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
buna bayıldım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kasım 18, 2009
Berlin Notları-Filarmonide Jan Garbarek
Berlin'e gelirken en büyük amaçlarımdan bir tanesi Kreuzberg'deki sanat ortamını yaşamak, müzelerini gezmek, resmim üzerine etkileri olabilecek sanatçıları izlemek, bol kahve ve pasta tüketmek ve tabii bir de mümkün olursa Berlin Filarmoninin o muhteşem salonunda bir konser izlemek. İnanılmaz bir şans ile Jan Garbarek'in konseri olduğunu öğrendiğimizde hemen bilet almaya koştuk ve son biletlerden ikisini aldık. Konser salonunu anlatmanın, kelimelerle ifade etmenin zorluğu ile biraz konserden bahsetmek istiyorum. Polonya asıllı, Norveçli cazcı, saksafon sanatçısı Jan Garberek İskandinav cazının babası sayılıyor. Ve şanına yakışan müthiş bir konser verdi. Ortaçağın karanlık filmlerinin arka fon müziklerini andıran muhteşem ve tüyleri ürperten bir girişten sonra, adeta Sibirya bozkırlarında atını çatlatırcasına süren Kazak süvarisinin saundunu, Berlin Senfoni Salonunda nefes bile almadan dinleyen seyircinin ta kalbine kadar sokmayı başaran müziğiyle devam etti. Hiç ara vermeden 1 saat 45 dakikalık performanstan sonra seyircinin dakikalarca süren alkışları ile tekrar sahneye çıktı ve ritm ile melodinin adeta yarıştırıldığı ve atıştığı insanı şaşırtan, bir konserde rastlanılması imkansız görülen bir sürpriz ile 15 dakika daha konser devam etti. Selamdan sonra sahneyi terketmesinin ardından Almanlardan beklenmeyecek! bir coşku ve burarayı henüz terk etmeyeceğiz alkışları ve inadı sonunda Garbarek mutlu ve gururlu bir çocuk gibi tekrar sahneye çıktığında salon yıkılıyordu. 20 dakika süren seyircini de beklemediği bir mini konser ile bu olağanüstü müzik ziyafeti sona erdi. Bizim söyleyişimizle Berlin Filarmoni Salonu tarihi gecelerinden birini yaşadı.
Temmuz 03, 2009
Haziran 19, 2009
Haziran 18, 2009
Haziran 14, 2009
Mayıs 22, 2009
Nisan 15, 2009
Nisan 11, 2009
Mart 07, 2009
Harika Bir Düşünce
Tunç Kılınç yine harika bir fikir atmış ortaya Fikir Atölyesinde. Ben çalışmalara hemen başlıyorum. Sizlere de tavsiye ederim. Böyle bir şeyi gerçekleştiren herkes mutlaka kendini çok iyi hissedecektir. En az birinin size böyle bir iyilik yaptığında hissedecekleriniz kadar.
Fikir Atölyesine "izlediklerim" den ulaşabilirsiniz.
Mart 04, 2009
Can Baba'dan
Hatırlattığı için sevgili Levo Bardo'ya teşekkürlerimle...
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Mart 03, 2009
Mart 01, 2009
Şubat 28, 2009
Şubat 26, 2009
Bıçaklı Çatal
Şubat 06, 2009
Kist'iniz Varsa
Kalbin üzerindeki köz olarak söndürülesin, duvarın üzerindeki gübre gibi çekip küçülesin, kovadaki su gibi kuruyup uçasın, keten tohumu kadar küçülesin ve bir pirenin kalça kemiğinden daha da küçük olasın ve o kadar küçülesin ki yok olasın.
(Kistin yok olması için yazılmış efsun. Ortaçağda Büyü Sh.115)
(Kistin yok olması için yazılmış efsun. Ortaçağda Büyü Sh.115)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















