Ekim 20, 2009

Kırmızı Işıkta Uçak





İspanya-Cebelitarık havaalanı öyle bir konumda ki pist caddeyi ortadan kesiyor ve uçakların geçmesi için trafik duruyor.
Kırmızı ışıkta bekleyen uçakları ile havaalanı enteresan görüntülere sahne oluyor.

Ekim 07, 2009

futbolhakkinda.com ' da ilk yazım..


Sevgili Fatih Günaydın bu sitede Beşiktaş hakkında yazı yazmamı teklif ettiğinde hiç düşünmeden memnuniyetle kabul ettim.
8 yaşında, rahmetli eniştemin beni götürdüğü İstanbulspor-Beşiktaş maçından bu yana, yani 42 senedir, Şeref Bey Stadyumundaki kah açık tribünlerde, kah kapalıda, paralı zamanlarımda numaralıda geçen Beşiktaşlılığım şu an 10 yıllık kongre üyeliği ile devam etmekte.
Bu girişten sonraki ilk yazım, maalesef takım hakkında değil, taraftar ve tribünler hakkında olacak.
Baba Hakkı'ların takımı Beşiktaş bu hale nasıl geldi, anlamak mümkün değil. O Baba Hakkı ki; bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçında, Beşiktaş'ın Şükrü vasıtasıyla kornerden doğrudan Fenerbahçe kalecisi Cihat'ı avlayarak attığı gol sonrası sahanın bir yerinde takım arkadaşı Şükrü'yü kıstırıp "atacaksan doğru dürüst gol at" diye çıkışan Baba Hakkı. Başka bir hikayeyi Suat Mamat kendi anlatıyor:
Devamı burada

Ekim 01, 2009

Goji Berry

Goji berry.. nam-ı diğer kurt üzümü.. fidesini bulan saksıda yetiştirsin.. meyvesini bulan, yaş/kuru yesin.. bağışıklık sisteminin çökmesini önleyen, inanılmaz faydalı bir meyve.. menşei Tibet.. zayıflatmaktan tutun da, kansere varıncaya kadar bir çok derde deva.. özellikle, hipofiz bezinin hormonlarına faydalı imiş...

Çok kuvvetli bir antioksidan olan bu meyve Çin’de tıp alanında 2000 yıldır kullanılıyor. Bir protein deposu. Aynı zamanda 18 ayrı aminoasit, yüksek değerde betakaroten, çinko, demir, fosfor, B-complex, E vitamini ve C vitamini de barındırıyor







Eylül 29, 2009

Mevsimsel Melankoli

batarken

kan kırmızıya dönen bulutlar.

bir çığlık gibi giderken,

çamların ardından bir figür,

güneş...



parlayan gölgeler,

yanan bir ufuk,

derinlik kazanan git gide,

su...



kır çiçeklerinden bir çelenk,

mevsimin melankolik tutkusu,

göç eden yaz günlerinin,

tütsüsü gibi,

yanan yaprakların kokusu,

güz...



çiçeklerden koyu turuncular,

canlı pembeler,

yumuşak sarılar,

tecrit edilmiş,

hafifletilmiş bir tembellik,

biz...


28.Eylül.2009, ayvalık

Eylül 13, 2009

Meme'yi Bırak


Facebook çıktı maillerimiz unuttuk, twitter çıktı facebook'u unuttuk, friendfeed çıktı twitter'ı bıraktık, meme çıktı ff'i bırak memeyi tut, yarın memeyi bırakınca neyi tutacağız...! -

Eylül 02, 2009

İkizlerim

İşte benim ikizlerim... bir günlük ömürleri var.. ama olsun.. muhteşemler...














Kündekari sanatı

Kündekari güneydoğuda kadınlarımızın kullandıkları Telkari sanatı ile içiçe bir sanat.. Ben bu ahşapların hepsinin el oyması olduğunu sanıyordum.. Oysa bütün parçalar tek tek hazırlanıyor, sonra aralarında minik kirişlerle içiçe geçerek monte ediliyormuş.. İnanılmaz bir sabır, göznuru ve el emeği.. Ama matematik ve geometri konusunda da çok iyi olmak gerekiyor.. Yoksa fotoğraflardaki gibi bir sanat eserini meydana getirmek için oluşturulan binlerce minicik ağaç parçalarını hazırlamak, bir araya getirmekve yıllara meydan okumasını sağlamak.. Olacak iş değil..
Kısaca Kündekari Sanati ile ilgili açıklayıcı metin :
Akıl almaz bir sabrın ve geometri dehasının eşliğinde sanatçı, ahşabı ‘kündekâri’yle yorumlar ve bir sanat eseri yaratır. Serbest ve rahatlıkla hareket eden binlerce küçük ahşap parçası asırlara meydan okur. İşte bu yüzdendir ki, yapımında en ufak bir hataya dahi tahammülü yoktur kündekârinin.. .Kenarları negatif ve pozitif değerlerde oyulmuş, çokgen ve yıldız biçiminde ayrı ayrı kesilmiş, rumî ve palmet kabartmalarıyla bezenmiş parçalar ile ahşap kirişlerin birbirine geçmesi biçiminde uygulanan ve büyük bir ustalık isteyen kündekârinin, bezeme kompozisyonu geometrik bir şemaya dayanır. Gökyüzündeki yıldızları ve sonsuzluğu ifade eden yıldız, sekizgen, ongen, baklava gibi birçok geometrik desenle birlikte uygulanır. Aralarına farklı tür ve renklerde küçük ahşap plakalar konarak bazı örneklerde oyma işçiliği, sedef, bağa, fildişi kakma işçiliği de kompozisyona dahil edilir. Hazırlanan parçalar birbirine ayrıca bağlayıcı bir malzemeyle tutturulmadığından, kündekârinin uygulandığı ahşap yüzeylerde zamanla ayrılmalar olmaz. Kündekâri tekniğiyle yapılmış bazı örneklerde dayanıklılığı artırmak için geçmelerin arkasında, yine ahşaptan yapılmış bir iskelet kullanılır. Değişen mevsim şartlarında ısıdan ve nemden etkilenmeyecek nitelikte bir ağaçla çalışılır ve birleşme yerlerindeki kanallarda bırakılan hava payları sayesinde, ahşap işçiliğinde zamanla ortaya çıkan çatlak ve şişmeler önlenir. Bu nokta göz önünde bulundurulduğ unda kullanılan malzemeler iç mekânlar için ceviz, şimşir, armut, kiraz, sapelli (maun); bezemelerde abanoz, tik, yılan ağacı, venge, peleseng, sapelli, altın varak, bağa (deniz kaplumbağası kabuğu), gümüş, fildişi, sedef, yakut ve zümrüt gibi değerli materyallerdir. Dış mekânlarda ise, meşe, sapelli, ireko, tik, dişbudak gibi sert hava şartlarına dayanıklı ağaçlar kullanılır.Konya Alaaddin Camii'nin, Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nin, Niğde Sungurbey Camii’nin, Ürgüp’teki Taşkın Paşa Camii’nin, Birgi Ulu Camii’nin, Manisa Ulu Camii’nin, Bursa Ulu Camii’nin, Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nin minberlerinde; Bursa Yeşil Cami ve Türbesi’nin kapısında Anadolu’nun eşsiz kündekâri örnekleri bulunur.Zıvanalar deliklere ve tablalar kiriş sitemi ile birbirine oturur, binlerce parçayı sadece iki dış seren ayakta tutar, bu yetmezmiş gibi, üzerine Ebced hesabıyla tarih ve isim bile düşürülür. İşte böyle derin manalar eşliğinde derin bir el maharetidir kündekâri, sabırla nakşedilir.






























Kaktüsüm

Kaktüsüm tam 1,5 ay dır minicik tüylü tomurcukları ile beklete beklete nihayet son 4 gündür beni sevindirdi... Deli gibi açmasını bekliyordum.. Ama dayanamadım bu halini bi görün istedim...


Ağustos 31, 2009

501'im


Sevgili 501'im. Bu seninle birlikte geçirdiğimiz 20. yaz. Ne sen benden vazgeçtin ne de ben senden. Seni 20 yıl önce yani 1989 yazında İzmir'e giderken kıçıma geçirdiğim anda bu beraberliğimizin uzun yıllar süreceğini biliyordum. Seni yıllarca üzerime ilk günkü rahatlıkla geçirebildiğim için hep mutlu oldum. Kısa dönemlerde senin içine girmekte zorlansam da bu gün bu halinle de birlikte mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz. Birlikte daha nice mutlu yıllara.

Ağustos 29, 2009

Akıl uçuran fotoğraflar







24 yaşındaki İsveçli sanatçı Erik Johansson hem hayal gücünün, hem teknolojinin sınırlarını zorlayan fotoğraflarıyla dikkat çekiyor. Fotoğrafla bilgisayarın olanaklarını buluşturan genç sanatçı daha şimdiden Pop art'ın kurucusu Andy Warhol'un tahtına aday gösteriliyor. İsveç'in Gothenburg kentinde yaşayan Johansson çevresinde olup biten herşeyden esinlendiğini söylüyor. Johansson "Aslında çalışmalarımdaki bütün ilhamı hayatımda olanlardan alıyorum" diyor ve tüm fotoğraflarında konu mankeni , kendisi...İşte Johansson'un çalışmalarından örnekler.






Ağustos 24, 2009

Silvia Vartan



Silvia Vartan... benim gençlik dönemim.. :) sevenlere duyurulur

Ağustos 12, 2009

elBulli






Michelin; dünya üzerinde bulunan restoranları kalite, menü,hizmet, mutfak kültürü ve servis başta olmak üzere birçok noktada inceleyen ve buna göre bir değerlendirme uygulayan, yıldızlı derecelendirme sistemidir.Gastronomi dünyasında Michelin yıldızına sahip olmak, edebiyatta Nobel, sinemada Oscar’a sahip olabilmekle eşdeğerdir. Lastik üreticisi Michelin tarafından Fransız sürücülere rehberlik yapmak niyetiyle hazırlanan bu Michelin yıldızı rehberi, 1926 yılından itibaren aşçı ve tesislerini yıldızlandırmaya başlamıştır. Rehberde yer alan derecelendirme sistemine göre, 1 Michelin yıldızı, “kategorisinde çok iyi bir restoran”; 2 Michelin yıldızı, “tekrar ziyaret etmeye değer mükemmel bir mutfak”; 3 Michelin yıldızı ise “özel bir seyahate değecek kadar olağanüstü bir mutfak” anlamına gelmektedir.Michelin yıldızına sahip restoranların sayısı 1593 civarındadır. Bunlardan 50'si üç yıldıza sahiptir. En fazla Michelin yıldızlı restoran Fransa'da dır. Toplam 620 Michelin yıldızına sahip Fransa'yı 255 yıldızla İtalya takip etmektedir. Türkiye' de bu yıldızın birine bile sahip olan restaurant, lokanta, cafe vs..vs.. hiç bir yer YOK.. Bu yıldızı kaybetmekse, bir şefin uğrayacağı en büyük yıkım.. İntihar edenler varmış...

Şimdi bu michelin yıldızının 3 üne birden sahip olan, yılda 2 milyon kişinin rezervasyon talebini ancak, 5-6 bin kişi olarak gerçekleştiren İspanya' daki Katalan bölgesindeki elBulli Restaurantını anlatayım.. Japonya'dan bile rezervasyon talebi olan bu restaurantı bir Alman açmış.. buldok cinsi köpeğinin adından esinlendiği restaurantın logosu da bir buldok kafası. Restaurantta Ferran Adria isimli şef varmış... bu şef, 16 haziran-20 aralık tarihleri arasında hizmet veren restaurantı, 21 aralık 15 haziran döneminde kapalı tutuyor, bu 6 aylık zamanda, o yıl neler pişireceğini belirleyen mönüsünü hazırlıyormuş.. breh breh...

Ben internette sizler için gezdim dolaştım.. yaptığı yemeklerin fotoğraflarını çektim...:)) bezelye ile brokoliyi yanyana getirmiş, üstüne bi sos dökmüş... onu yiyen gazdan ne yapar bilemem.. haaa bu arada , yaptığı yemeklerin içinde neler olduğunu bilirseniz, ödüllendiriliyorsunuz..

Bizim hünkar beğendiyi, domatesli pilavı, patlıcan kebabı beğenmeyip, gidip oralarda yemek yiyenlerin, neler yediklerini görün diye sizin için seçtiklerim....

Kartal Yuvası



The Times'ın yaptığı Dünya'nın en iyi 10 stadı sıralamasında, Beşiktaş İnönü Stadyumu, dördüncü sırada kendisine yer buldu.

Özellikle Avrupa Kupaları maçlarında, Beşiktaş taraftarının ateşli tezahuratlarıyla rakipleri şaşkına çeviren Beşiktaş'ın mabedi İnönü Stadyumu, dünyanın en iyi dördüncü stadı seçildi. THE TIMES'ın yaptığı sıralamada, ilk 3 sırada Westfalenstadion, San Siro ve Anfield yer aldı. Beşiktaş'ın maçlarını oynadığı İnönü Stadyumu'nun dördüncü sırada kendisine yer bulmasında, taraftarların ateşli olmasının yanı sıra, stadın bulunduğu yerin inanılmaz bir manzaraya sahip olmasından da bahsedildi.

Ağustos 11, 2009

Facebook FriendFeed'i Satın Aldı



Facebook Friendfeed'i satın aldığını açıkladı. FriendFeed'in tüm çalışanları Facebook bünyesinde çalışmaya devam ederken, dört ortağı da yönetim kademesinde görevlerine devam edecekler. Satın almanın mali boyutları ise açıklanmadı. Bizi de alakadar etmiyor doğrusu. Ancak yukarıdaki fotoğraflar satınalma anlaşmasının imzalanmasını gösteriyor. Milyonlarca dolarlık anlaşmaya imza atanların yaşlarına, kılık kıyafetlerine, rahatlıklarına, sıradan görünümlerine ve imzanın atıldığı mekana dikkatinizi çekerim. Artık bazı anlaşmalar çok ciddi adamlar tarafından yapılmayabiliyor. Biz de birgün bu tür anlaşmalara imza atan gençlerimizi görürüz umarım.

Ağustos 10, 2009

Mutluluk için 5 formül... :)

Kadın-erkek mutluluğu.... İlk bölümünü biliyordum ama ikinci bölümü bilmiyordum. ..

Erkeklere 5 öneri
1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan kadın bulman önemlidir.
2- Esprili, nuktedan ve seni güldürmesini bilen bir kadın bulman önemlidir.
3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir kadın bulman önemlidir.
4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir kadın bulman önemlidir.
5- Bu dört kadının birbirlerini tanımamaları çok çok önemlidir..

Kadınlara 5 öneri
1- Ev işlerinde ve zor işlerde sana yardım edecek olan, aynı zamanda da iyi bir işi olan erkek bulman önemlidir.
2- Esprili, nüktedan ve seni güldürmesini bilen bir erkek bulman önemlidir.
3- Kendisine güvenebileceğin ve sana hiç yalan söylemeyecek bir erkek bulman önemlidir.
4- Yatakta iyi olan ve seninle aşk yapmayı seven bir erkek bulman önemlidir.
5- Bu dört özelliği tek erkekte bulamayacağın için varmış gibi davranman çok önemlidir.

Ağustos 07, 2009

Fotoğraflar arasındaki fark nedir?





Fark : çekim, poz ve bir çok şeyin Kalitesi... Gözünde uyku bandı ile cep teline bakan kadın ve son derece doğal gülüş verilen diğer kadın..

Ağustos 05, 2009

Adımı Kaybettim

Adımı yitirdim ben; hem de kaç kez. Ve buldum bir yerlerde yeniden. Öylesine, birden bire gidiveriyordu adım ve adsız kalıyordum. Bu isminden soyunmak, bir isimsiz olarak yoluna devam etmek değildir. İsimler munistir, alışılandır, yadırganmazlar, ahbaptırlar, dostturlar. İnsandan kolay kolay kaçmazlar, sokulgandırlar. Hümanist bir yapıyla programlandırılmışlardır. Ancak bazen biraz vahşi, biraz yabandırlar. Arada ıssız bir tenhaya sığınmak, insandan kaçmak, bir süre kimseyle dialoğa girmemek isteyebilirler. İçe dönüktürler. Platoniktirler hatta.
Evet, adımı yitirdim ben diyordum. Hem de kaç kez. Önceleri zor geliyordu adsız kalmak. Soruyordum kendime adsız ne kadar yaşayabilirim ve bir daha hiç bulamazsam adımı ne yaparım. Daha doğrusu ne derler bana. Nasıl çağırırlar beni.
Aslında bundan daha kötüsü insanın yüzünü kaybetmesidir. Ben hiç kaybetmedim yüzümü. Ama kaybedenlerin hikayelerini duydum. Biri; şimdi adını hatırlamıyorum 12 Eylül sonrası bıraktığı sakalını yıllar sonra kesince yüzünün berber aynasında yitip gittiğini söylemişti. Kendisinde kalan bu yabancı yüzü beğenmediğini, bir türlü benimseyemediğini, bazı sabahlar aynada yüzünü görünce "bu da kim yahu" dediğini anlatmıştı. Neyse konumuz yitirilen yüzler değil, yitirilen adlar.
Yitik adım bazen öyle oraya buraya savrulur ki, onu nerelerde bulup toparlayacağımı tahmin dahi edemem. Bazen bir çılgın denizin devirdiği dalgalarda, bazen bir vişne bahçesinde, gümüş bir şafağın içinde bazen, bir minik bebeğin sımsıkı kapalı avucunun içinde, toprağa sımsıkı sarılmış tohumun kalbinde bazen, çıkıverir ortaya, geri döner birden ve birdaha gidene kadar tekrar, yeniden bir ismim olur.
Böyle alıp başlarını gittiklerinde yüzeysel bakış; isimsiz kalındığı olur. İnsan kendini adeta larvasını besleyip büyütmüş, onu bir kelebek haline getirmiş, şimdi uçup gidince geriye kendisi, yani onu besleyip büyüten bir kabuk gibi kaldığını hisseder. Aslında bu çoğunlukla bir gece sürer. Taptaze bir güneşle tekrar ismine kavuşur insan genellikle. İsimsiz tehlikeli uykulardan sonra.
İşte günlerden geçen gün kaybettim yine ismimi. Sabah kalktım ismim yok. Bu nasıl iştir. İsimsiz kaldım yine. Çıktım balkona, serinliği sabahın vursun yüzüme ve ayılayım isimsiz bir sabaha diye. Bir bağ bahçe kokusu var havada alınca derin bir nefes. Domates var, patlıcan var, ayşekadın, biber var, şeftali var, kavun, karpuz var diye bağırıyor Meksikalı. O da ismin kaybetmiş mi bilemem ama Meksikalı diyor herkes ona. Atının arkasına bağladığı arabasında satıyor bağırdıklarını ve daha birçok bağırmadıklarını da. Onlar ismen bağırılmasalarda bekliyorlar kasalarında onlara da bir müşteri çıkar elbet diye sessiz, vakur öylece dururlar bir kıyısında atarabasının.
Bilir misiniz? Paslı bir dil ile uyanırsınız gece sizi terk etmişse isminiz. Kum yalamış gibi kötüdür, küflü gibidir diliniz. Birşeyler yemek, kumu, pası atmak istersiniz ama, kolay değildir o kadar. Öyle dolabı açıp birşeyler atıştırmakla geçmez o kum yalamış dil. Ağaçta pişmiş, dalında sevgi ile büyümüş, aşk ve şiirle döllenmiş bir meyvedir ilacı bunun. Bir bilgi işidir bu biraz, tecrübedir tabii biraz da. Benim de o sabah ilacım olacak gibi geldi gülgillerden olgun bir armut ve terliklerimi geçirdiğim gibi ayağıma koşturdum arkasından Meksikalının. Seslendim hey baksana diye. Duydu;, baktı gerisin geriye bana doğru ve döndü atına hoop oğlum diye asılırken dizginlerine atının. Durdular hep birlikte, at önce, araba sonra ve dalında sebze meyveler en sonunda. Armut alacağım dedim. At huysuzdu. Sanki bir an önce gitmek istiyordu, başına birşey gelecekmiş gibi. Başı dönüyordu sanki, hızla daireler çizerken kuyruğuyla. Anlam veremedi besbelli Meksikalı da atın bu huysuzluğuna ve dur oğlum Ali deyiverdi birden kızarak. Ben yorgun, dilim pas, alnım uykulu, asfalt sıcak daha şimdiden, sabahın bu saatinde ve daha da çok var imbata, elimde armut poşeti, atın adı Ali mi diye sordum, öylesine, sessizce, solgunca. Evet dedi Meksikalı adı Ali.
Bu kez de bir atın terkisinde bulmuştum adımı. Aldım geldim armut ile beraber. Armut dolapta şimdi.
Bense adımla besleniyorum sabahtan beri.

Ağustos 03, 2009

Kaçırmayın


Önümüzdeki Cuma günü hayat boyu bir defa gerçekleşebilecek bir an yaşanacak. Fakat, göz açıp kapayıncaya kadar da geçmiş olacak.
8 Temmuz 1909 tarihinden bu yana ilk defa Cuma günü, tarih ve saatler artan değerle arka arkaya sıralanacak.
Bu 'an'ı yakalamak isteyenlerin tam olarak saat 12:34:56'da gözlerini saatlerinin üzerinden ayırmamaları gerekiyor.
7 Ağustos'ta işte bu anda tarih ve saat değerleri yani yüzyılın 9'uncu ayında, 8'inci haftasında, 7'inci gününde yanyana koyulduğunda karşımıza 12:34:56/7/8/9 veya 123456789 çıkıyor.
Şimdiden internette bu an ile ilgili birçok blog dolaşıyor ve mesajlar bırakılıyor. Kaçıranların çok üzülmesine gerek yok. '1' rakamını sevenler de 2011 yılında bir saniyeliğine denk gelecek 11:11:11/11/11/11'i bekleyebilir. Ayrıca 11 Kasım dünyada özellikle Birinci Dünya Savaşı'nda fedakarlık gösteren asker ve sivilleri anma günü olarak kutlanıyor.

Temmuz 29, 2009

Cepte Devrim Başlıyor


Yeni bir çağ başlıyor. Bu gece yarısı cepte devrim gerçekleşiyor. Türkiye bu gece saat 24.00'ten itibaren cep telefonunda 3.nesille (3G) yaşamaya başlacak.
3G’yle neler yapılabilecek

* Cep telefonundan görüntülü görüşülebilecek.
* Televizyon kanalları acil durumda canlı yayın yapabilecek.
* Cep telefonuyla internete daha hızlı girilecek.
* Şehir hatları vapurunda laptop ya da cepten internete girmek mümkün olacak.
* İsteyen birbirine tuttuğu takımın gol görüntüsünü gönderebilecek.
* Otobüste, dolmuşta, serviste cepten televizyon izlenebilecek.
* Anne, bakıcıya bıraktığı bebeğini iş yerinden görüntülü izleyebilecek.
* İsteyen tatil görüntüleriyle arkadaşlarını cepten kıskandıracak.
* Doğum günü mesajları videoluya dönüşecek.
* Alışverişte karar vermek için görüntülü haberleşilebilecek.

Temmuz 28, 2009

Harika

LARA FABIAN

'Je t'aime' söylemek için sahneye çıkıyor. Piyanist introyu çalıyor.
Birden binlerce seyirci Lara Fabian'dan önce şarkıya giriyor ve şarkıyı söylemeye
başlıyor. Hem de doğru tondan giriyorlar(!). Lara Fabian şok oluyor,
gözleri doluyor, piyanist de kısa bir duraksamadan sonra seyircilere piyanoyla eşlik
etmeye başlıyor. Lara önce şarkyı söyleyen seyircileri şaşkınlıkla
dinlemeye başlıyor. Gözlerindeki pırıltı çok enteresan, doğal ve samimi. Şarkıyı
baştan sona seyirciler söylüyor aslında. Lara Fabian da titreyen sesiyle
naif bir şekilde eşlik etmeye çalışıyor seyircilere. Sonunda da zaten
gözyaşlarını tutamıyor... Her sanatçıya nasip olmayacak bir sahne. Bir
şarkıcı için unutulmaz bir an olmalı...

Bağlantıya tıklayın ve izleyin.