Nisan 15, 2009

Nostalji

Nostalji Fotoğrafları; Claude Azoulay Koleksiyonundan




Claudia Cardinale, St. Germain des Prés, "Aux 2 Magots", Paris, Septembre 1961




Nostalji

Jane Fonda, Baton Rouge, Louisiane, USA, Août 1966



Nostalji

Elysabeth Taylor et son mari Mike Todd, Paris, Mars 1957


Nostalji

Elysabeth Taylor et Richard Burton, Paris, Mai 1963


Nostalji

Brigitte Bardot, St. Tropez, Juillet 1958


Nisan 12, 2009


Büyük şehirler dışında, küçük yerlerde insanın başı darda kaldıkça yardım isteyebileceği ve hemen ulaşabileceği insanlar hem çoktur, hem de size kısa zamanda ulaşabilirler.

Ancak yine de herkesin her derdinizi çözebilmesine imkan yoktur. Öyle bir durumda kalabilirsiniz ki kimi arıyacağınızı bilemezsiniz. Ya da ulaşamazsınız. İşte böyle zamanlarda küçük yerde de olsanız yardımınıza koşacak, derdinize bir çare bulacak birini ararsınız. Bir "çareciyi". Bu çareci Ayvalık'ta var. Adı Müfit Kumcuoğlu.

Kendisinin iknci el mallar satan bir dükkanı var. Dükkanda genellikle ev eşyaları bulunuyor. Ancak siz ne isterseniz, örneğin denizcilik malzemeleri, arabanızın, bisikletinizin, teknenizin bir parçasını tedarik edebiliyor. Ama asıl çareciliği siz gerçekten çaresiz kaldığınızda ortaya çıkıyor. Örneğin denizin ortasında tekneniz arızalandı ve kaldınız. Yerinizi bildiriyorsunuz gelip sizi alıyor. Anahtarı evde unuttunuz, sokakta kaldınız, evinizi su bastı, damınız akıyor, bahçedeki ağaç devrildi, bahçeniz çapalanacak, otlar yolunacak, otel bulunamadı sokakta kaldınız, gibi akla hayale gelmiyecek zor durumlarınız için SOS gönderebileceğiniz biri. Ayvalık seyahatinizden önce numarasına bir yere not edin. Belki sizin de işiniz düşebilir.

Nisan 11, 2009

Photoshop



Photoshop öncesi Madonna ve Photoshop sonrası Madonna.

Üç Tekerlekli



3wheeler Concept by Daniel Julier

Nisan 10, 2009

Korsan

Bugün Cengiz Semecioğlu Hürriyet'teki yazısında Kate Winslet'in Oscar kazandığı The Reader filminden bahsediyor ve yazısını "şimdi diyeceksiniz ki film bugün vizyona girmesine rağmen sen nerede seyrettin, korsanını mı aldın? Hayır efendim.. Biliyorsunuz korsana hayır diyoruz, önceki akşam e-kolay The Reader'ın özel gösterimini yaptı, film de bugün tüm sinemalarda vizyona giriyor." Tabii tüm sinemalarda girmiyor sadece 32 sinemada vizyona giriyor. Ama asıl mesele mantık ve noktalama hataları değil söylemek istediğim. Söylemek istediğim etik ikiyüzlülük. Semercioğlu korsana hayır diyerek ilk defa özel gösterimde seyrettiğini ifade ediyor ama yazısının başında "adaylar arasında benim favorim de Winslet'dı, Oscarlık bir oyunculuk çıkardığı gibi filmin pekçok sahnesinde çırılçıplak görünmekten, genç bir erkekle yatağa girmekten de çekinmiyor" diyor. E o zaman nasıl oluyorda ilk defa özel gösterimde görmüş gibi yazıyor. Şöyle oluyor. Her zaman filmlerini aldığı dükkana gidiyor. 5 TL veriyor (kredi kartı ile öderse 6 TL) Oscar töreninden önce seyrediyor ve adaylarını yazıyor. Tıpkı The Wrestler, Changeling, Slumdog Millionaire, Benjamin Button ve diğerlerini seyredip Oscar adaylarını yazdığı gibi. Ya da Ömür Gedik'ten kopya mı çekti? Evet bu tam bir etik ikiyüzlülük. Kardeşim filmler resmen dükkanlarda satılıyor. Adam istesen fiş bile kesiyor. Kimse de birşey yapmıyor, yapamıyor. Hepimiz de alıp seyrediyoruz. Adamlar neden Türk filmlerini satmıyor. Bunlar korsan değil mi? Korsan etik mi davranıyor. Buna kim kanar. Bir yazılı olmayan anlaşma var yabancı filmlere dokunulmaması karşılığı onlar da Türk filminin DVD'si çıkmadan korsanını yapmıyor. Mesela Güneşi Gördüm yok. Paşa paşa gittik sinemada seyrettik. Değil mi Cengiz Kardeşim.

İstanbul'da Hafta Sonu



Henüz hafta sonu porgramınızı yapmadıysanız buraya bir göz atın derim.

Nisan 08, 2009

Bira Severlere




Sık bira tüketenler için bire bir. Çok hoşuma gitti. Yaz geliyor bir imalatçı ile anlaşın zengin olun. Bu da benden size kıyak.

Kaynak:szymon.tumbir

Kasabamıza Kipa Geldi


Ayvalık sonunda Kipa'sına kavuştu. 2 Migros bir Tansaş ile Koç'un kuşattığı Ayvalık artık bir hipermarket sahibi. Bu gün açılışı yapılan Kipa'nın otoparkı dolmuş, caddelere taşmıştı. Ayvalıklılar klasik ne alırsan 1 liralar, 2 liraları kapışıyor, belki hayatında ilk kez böyle bir büyük marketle tanışmanın şaşkınlığını yaşıyordu. Tezgahtarlar henüz acemi ve şaşkındılar ve İzmir'den gelen tecrübeli elemanların yanından ayrılmıyor, bu da ikişer ikişer gezen tezgahtarlara yol açıyordu. İzmir'den alışık olduğum, Bodrum'da devam ettiğim Kipa Ayvalığımıza iyi de istihdam sağlamış. Tam olarak bilmiyorum ama herhalde 200 kişiden aşağı (temizlik ve güvenlik taşaronları dahıl) değildir. Özgün 2 yıldır 40 TL'den aşağı satmadığı zeytinyağını kaça verdiyse Kipa 29.90'a satıyor.(5 Lt) By By Migros.

Mart 18, 2009

Çok Şaşırdım


Bugünkü yazısında Cengiz Semercioğlu "hayatımda böyle bir uygulamayla ilk kez karşılaştım"diyor, kadınlara gelen menüde fiyat yazmadığını görünce. Ben de Türkiye'nin en etkili gazetesinde yaşam, stil, gusto, magazin konularında yazı yazan bu kadar cahil bir insan ile ilk defa karşılaşıyorum. Hürriyet'in parası ve forsuyla dünyanın her tarafını gezen, her mekanına girebilen bir insanın bu kadar cahil olabilmesi mümkün mü? Tabii ki bu kadar şey gördükten sonra insanın bu kadar görgüsüz olabilmesi mümkün değil. Cengiz Semercioğlu'nun en büyük şanssızlığı karşısındaki kadınların görgüsüzlüğü. Çünkü Cengiz Semercioğlu birçok yerde bu uygulama ile karşılaştığı halde, karşısındaki kadınlar "e bunlarda fiyat yok" dememişlerdir, demeye gerek duymamışlardır, çünkü bildikleri bir uygulamadır. Birlikte yurt dışında yemek yediklerini bildiğim yazar arkadaşlarına sorsaydı anlatırlardı. Çok uzağa gitmeye gerek yok, ülkemizdeki birçok beş yıldızlı otel restoranında, ciddi birçok restoranda bu uygulamanın olduğunu az çok buralara gitmiş her insan bilir. Gitmemiş olsa bile bu işlerle ilgili her insan bunu bir yerlerde okumuştur. Neyse Ertuğrul ağabeyi bir telefon açıp ayar vermiştir sanırım.

Mart 12, 2009

Tiyatroya Gidin

Hafta sonu güzel ve çok sürprizli bir oyun seyretmek isterseniz mutlaka Akbank Sanat Beyoğlu'na gidin derim. Oyunun adı Şeylerin Şekli. Bu güne kadar seyrettiklerinizden çok ama çok farklı. Yerinizde oturamıyacaksınız. Evet 3 defa yerinizden kaldırılacaksınız! Gerçekten.! Pişman olmazsınız. Keşke Ferhan Şensoy'da gitse izlese. Oyunculuk nedir hem kendisi hem oyuncuları görse. Abuk subuk, insanı tiyatrodan nefret ettiren oyunlardan vazgeçse. (şimdi adamları yine nezih! cevaplar yetiştirirler) Neyse konusu kısaca:
Sanat adına ne kadar ileri gidilebilir? Sınırı nedir? Ya aşk adına... neler feda edilebilir?
Aşkın ve sanatın birlikte irdelendiği bu çarpıcı oyun, aynı üniversitede okuyan iki çiftin karmaşık ilişkilerini gözler önüne seriyor.

14 Mart Cumartesi 17.00- 20.00
20 Mart Cuma 20.00
28 Mart Cumartesi 17.00-20.00





Oyuncular:


Esra Bezen Bilgin
Betül Çobanoğlu
Bartu Küçükçağlayan
Deniz Celiloğlu
Ödüller:
2008 Afife Jale Ödülleri, En iyi Yönetmen Ödülü
Lions Tiyatro Ödüleri, En iyi Yönetmen Ödülü
Tiyatro Dergisi, En İyi Yönetmen Ödülü
2008 Afife Jale Ödülleri, En iyi Kadın Oyuncu Ödülü Adayı (Esra Bezen Bilgin)

Mart 10, 2009

Bayanlar Futbol


Bayan Futbolcular için hazırlanmış bir krampon. ! Kullanırlar mı dersiniz.?

Fotoğraf :Croci du Fresne

Mart 08, 2009

Doğum Günüm



Fotoğraf: Zena Holloway
Bu sene Doğum Günüm Hazreti Muhammed'in 1438' inci doğum gününe denk geldi.Belki de yüzlerce yıl bir daha yaşanmayacak ne mutlu bir tesadüf. Hayırlı Kandiller.

Mart 07, 2009

Harika Bir Düşünce


Tunç Kılınç yine harika bir fikir atmış ortaya Fikir Atölyesinde. Ben çalışmalara hemen başlıyorum. Sizlere de tavsiye ederim. Böyle bir şeyi gerçekleştiren herkes mutlaka kendini çok iyi hissedecektir. En az birinin size böyle bir iyilik yaptığında hissedecekleriniz kadar.

Fikir Atölyesine "izlediklerim" den ulaşabilirsiniz.

Mart 04, 2009

Can Baba'dan

Hatırlattığı için sevgili Levo Bardo'ya teşekkürlerimle...


Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..

Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

Mart 03, 2009

Canım Kaplıca Çekti



Onları görünce canım kaplıcalara gitmek istedi. Şu aralar sırt ağrılarıma da ne iyi gelirdi.

Mart 01, 2009

Siyasi Yazı Yazmayacağım

Bu blogda siyasi yazı yazmayacağım. Her gün okuduğum, dinlediğim, seyrettiğim siyasi olaylar için elbette yazacağım ve söyleyeceğim çok, ama çok şey var. Ancak içimden hiçbir şey yazmak gelmiyor. Daha doğrusu artık bazı insanlarla bazı konuların tartışılmasının anlamsızlığını kabul etmiş bulunuyorum. Bu yaşa geldim ama bu tecrübeyi de edindim. Yine de yazmak için kıvrandığım anlarda açıp açıp okuduğum aşağıdaki yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Gökhan Özgün'ün özetleyerek buraya koyduğum yazısı tam olarak benim de düşüncelerimi yansıtıyor.Ayrıca bkz.Ferhan Şensoy'un "Bilimsel, Kurgusal, Güldürüsüz" yazıma gelen yorumlar.

"Masanın üzerine bir taş koyup var mıdır, yok mudur? diye tartışılırsa, inanır mısınız, taşın yokluğu hep kazanır. Taşın yokluğu fikri yüzyıllarca Batı felsefesine bu sayede hükmetmiştir. Taşın varlığını kanıtlamak isteyenler kafalarını taşa vura vura parçalamak zorunda kalmışlardır. Bu bile taşın varlığını kanıtlamaya yetmemiştir. Çünkü taşın varlığını inkâr edenler, ona vura vura parçalanan kafaların varlığını çok daha büyük bir rahatlıkla inkâr ederler.

Taşın varlığını inkâr edebilmenin yarattığı metafizik imkânlar bu topraklardaki mutlak inkârcı siyaset geleneğinin pişkinliğiyle birleşince, öyle bir siyasi iletişim soygunu yapar ki, aklınız hayaliniz durur.

Böyle ‘yarılma dönemlerinde’ karşınızda duran inkârla n’olur tartışmayın. Her tartışma mutlak inkârın zeminine zemin katacaktır. Taş var mıdır, yok mudur? tartışmasından geriye, kayıtlarda, taş var mıdır, yok mudur? ‘objektifliği’ kalacaktır.

Taş vardır. Bunu tartışmam. İlla kayıtlara bir şey geçecekse, bunu tartışmadığım geçsin kayıtlara. Bunu benle tartışmak isteyenden kaçarım. Uzak dururum. Metafizik bir tartışmayı siyasi bir tartışma haline dönüştürenlerden uzak dururum. Özel hayatımda bu tartışmadan uzak durmayı beceremediğim her andan sonra büyük bir hicap, büyük bir pişmanlık duydum. Hep kendimden bir şeyler kaybettim hissine kapıldım.

Taşın varlığını inkâr edenler ne kadar yalnız bırakılırsa, ne kadar kendi kendileriyle tartışmak zorunda kalırlarsa resimleri o kadar hakiki, o kadar net geçecektir kayıtlara. Bırakınız sadetlerine dönsünler. Kendi hamurlarına sizin hamurunuzu katarak resimlerini ‘photoshop’lama imkânı vermeyin onlara.

Çünkü taşın yokluğunu savunanların büyük bir felsefi zaafı vardır. Taşın varlığına referans yapmadan, taşın varlığıyla tartışmadan, var olamazlar. Kendi hallerine bırakıldıkları zaman ister istemez taşın varlığını teyit ederler. Kendi hallerine bırakılmazlarsa, geriye taşın varlığından duyulan büyük bir şüphe kalır. "